Ruhi Su - Irmak
ağaç demiş ki baltaya
sen beni kesemezdin ama
ne yapayım ki sapın benden
bak şu ağacın bilincine sen
‘ölen ben, öldüren benden’
ağaç demiş ki baltaya
sen beni kesemezdin ama
ne yapayım ki sapın benden
bak şu ağacın bilincine sen
‘ölen ben, öldüren benden’
gaibe dem vurur
kaldırır gömleğini geceden
usa kaleme vurur
gözleri görmeyene
ellerinden vurur
gördüğünü sananlara
ağacın narına vurur
ölüme lahza kala
yaşamından vurur
sayın hakikat.
on beş gün kanıma ekmek doğradım çiğnedim
ben azrail’dim kana susamıştım şarabım kalmamıştı
zehra’nın halini gördüm bir mezar gibi içlendim
içindeki tenhalığı kimse anlamamıştı
artık boyanmıyordu yorgundu zayıflamıştı
allahıma sövdüm insanlıktan istifa ettim
sen geldin benim deli köşemde durdun
bulutlar geldi üstünde durdu
merhametin ta kendisiydi gözlerin
saat sessizliği vurdu, şarap.
yalnızlığı vurdu saat, cesur seyyah.
saat durur mu
beni de vurdu, hiç.
gece saat on ikiyi göstermişse
bunalmışsan
üstelik bir başınaysan
sokakta uyutmuşsan kedilerini
artık Elsa’yı da anlayamıyorsan
şarabın tadı şişesindedir
çocukluğumu az çok hatırlıyorum, elli metre kare arsanın ortasında oyunlar oynadığım vakitler. o alan yerkürenin tamamı gibiydi gözlerimde. bunun nedeni ufkun darlığı mıydı, yoksa bedenimin ebatları mı böyle görmemi sağlıyordu, bilmiyorum. yaşadığım yerin adı, pendik olarak kayıtlıydı, o ikinci el yırtık harita parçalarında. sahi haritalar varsa mahpuslar nedendi? hiç ısınamadım bu pendik denen yere. geçmiş zaman dilimlerinde pek umursamıyor insan, insanları. oynanacak oyun, oyun oynayacak insan varsa hayat aklı başında bir çocuğu göğüsleyip büyütüyor işte. dedim ya, ben hiç ısınamadım bu pendik denen yere.
“boynu bükük duruyorsam eğer
içimden öyle geldiği için değil
ama hiç değil
ah güzel ahmet abim benim
insan yaşadığı yere benzer
o yerin suyuna, o yerin toprağına benzer
suyunda yüzen balığa
toprağını iten çiçeğe
dağlarının, tepelerinin dumanlı eğimine”
geçmiş zaman diliminden gelecek zamana bir kuş gönderdiler. ben bu yere ısınmayayım diye. ahmet abi, bu insanlar neden zımpara? dokundukça dökülür olmuş derileri, yapaylığın havzasında. ahmet abi, doğruyu söyle bana, sen mi çizdin bu gecenin saçlarını? saçları diyorum; bir güvercin süzülüyor, gecenin toy karanlığına.
artık kitaplar da geceyi uzatmıyor ahmet abi. bir güvercin çiz, aklımın toy duvarlarına.