sayın kendini içgüdülerine teslim etmiş, ben’ini o kimlik arayışına adayan tek bedenin ikinci kişisi:

gaibe dem vurur
kaldırır gömleğini geceden 
usa kaleme vurur
gözleri görmeyene 
ellerinden vurur
gördüğünü sananlara 
ağacın narına vurur
ölüme lahza kala
yaşamından vurur

sayın hakikat.

on beş gün kanıma ekmek doğradım çiğnedim
ben azrail’dim kana susamıştım şarabım kalmamıştı
zehra’nın halini gördüm bir mezar gibi içlendim
içindeki tenhalığı kimse anlamamıştı
artık boyanmıyordu yorgundu zayıflamıştı
allahıma sövdüm insanlıktan istifa ettim

sen geldin benim deli köşemde durdun  
bulutlar geldi üstünde durdu  
merhametin ta kendisiydi gözlerin

saat sessizliği vurdu, şarap.
yalnızlığı vurdu saat, cesur seyyah.
saat durur mu
beni de vurdu, hiç.

neden parmak uçlarımız yokmuş gibi davranıyoruz?

gece saat on ikiyi göstermişse
bunalmışsan
üstelik bir başınaysan

sokakta uyutmuşsan kedilerini
artık Elsa’yı da anlayamıyorsan
şarabın tadı şişesindedir

ne etsek olmuyor’un ranza arkadaşıyız.

zımpara

çocukluğumu az çok hatırlıyorum, elli metre kare arsanın ortasında oyunlar oynadığım vakitler. o alan yerkürenin tamamı gibiydi gözlerimde. bunun nedeni ufkun darlığı mıydı, yoksa bedenimin ebatları mı böyle görmemi sağlıyordu, bilmiyorum. yaşadığım yerin adı, pendik olarak kayıtlıydı, o ikinci el yırtık harita parçalarında. sahi haritalar varsa mahpuslar nedendi? hiç ısınamadım bu pendik denen yere. geçmiş zaman dilimlerinde pek umursamıyor insan, insanları. oynanacak oyun, oyun oynayacak insan varsa hayat aklı başında bir çocuğu göğüsleyip büyütüyor işte. dedim ya, ben hiç ısınamadım bu pendik denen yere. 

“boynu bükük duruyorsam eğer  

içimden öyle geldiği için değil  

ama hiç değil  

ah güzel ahmet abim benim  

insan yaşadığı yere benzer  

o yerin suyuna, o yerin toprağına benzer  

suyunda yüzen balığa  

toprağını iten çiçeğe   

dağlarının, tepelerinin dumanlı eğimine”

geçmiş zaman diliminden gelecek zamana bir kuş gönderdiler. ben bu yere ısınmayayım diye. ahmet abi, bu insanlar neden zımpara? dokundukça dökülür olmuş derileri, yapaylığın havzasında. ahmet abi, doğruyu söyle bana, sen mi çizdin bu gecenin saçlarını? saçları diyorum; bir güvercin süzülüyor, gecenin toy karanlığına. 

artık kitaplar da geceyi uzatmıyor ahmet abi. bir güvercin çiz, aklımın toy duvarlarına.